Sevgili Dünya’m

Nisan 27th, 2011

Sensin benim sevdam…
Yüreğimdeki sevinç…
Gözlerimdeki ışık…
Yüzümü güldürensin…
Beni besleyensin her daim…
Benim anam, benim babam…
Dostum, kardeşim, ekmeğim, kavgam…
Sen benim her şeyimsin…
Bazen bir ağaç…
Bazen bir çiçek…
Bazen de denizde bir dalga…
Geçmişim, bugünüm ve yarınım yine sen…
Umudum sende…
Sende saklı herşey…
Senden geldim, yine sana geleceğim…
Toprağım, suyum, havam…
Canımsın doğa anam…
Sevgili Dünya’m…

Sensiz olmak…

Ocak 16th, 2010

Sensiz olmak
Senden ayrı kalmak
Mutsuzluklara yelken açmak demek

Sensiz olmak
Senden uzakta yaşamak
Umutsuzlukları kabullenmek demek

Sensiz olmak
Senin ellerini tutamamak
Yalnızlıklarda nefessiz kalmak demek

Sensiz olmak
Senin gözlerine bakamamak
Sevgisizliklerde kaybolmak demek

Sensiz olmak
Sesini duyamamak
Sessizliklerde yolunu bulamamak demek

Sensiz olmak
Seninle aynı havayı soluyamamak
Sensizliklerde yalnızları oynamak demek

Kocaeli Üniversitesi web sitesinde gördüğüm ve ilgimi çeken bir duyuru vardı geçen günlerde. 14.Gençlik Şiir Ödülleri Yarışması hakkındaydı bu duyuru. 30 yaşından gün almamış olmalıymış katılacaklar ki daha o kadar olamadığımdan bende katılmak istiyorum. Kim bilir belkide beğenirler yazdıklarımı ama hoş çokta önemli değil. 5 şiirle katılmamız lazımmış son tarihte 21 Mart 2010… Bakalım o güne kadar yeni şiirlerde yazarım mutlaka ve sizlerden de gelecek önerilerle 5 şiiri belirleyip yarışmaya başvuracağım…

Mutluluk sen olsa gerek…

Ocak 2nd, 2010

Uzak ufuklara doğru bakıyorum
Bakıyor…
Bakıyor ve…
Mutluluğu düşlüyorum
Düşlüyor…
Düşlüyor ve…
Sonra seni düşünüyorum
Düşünüyor…
Düşünüyor ve..
İşte buldum diyorum…

Diyorum ki…
Mutluluk sen olsa gerek
Sözlerin
Düşüncelerin
Gülüşlerin
Gözlerin
Saçların…
Evet… evet…
Biliyorum ki…
Mutluluk sen olsa gerek…

Elma’nın hikayesi…

Aralık 20th, 2009

Bir hikayedir bu
Adem ve Havva ile başlayan
Cennette yeşeren
Elmanın hikayesi
Tatlı, sulu ve sert
Tıpkı aşk gibi

Bir hikayedir bu
Yeryüzüne inen
Bize bu günleri gösteren
İlk aşkı anlatan
Belkide yaradanın bir cezası
Yada şeytanın bir oyunu

Bir hikayedir bu
İlk aşkın yasak meyvesinin
Elmanın hikayesi
Tatlı, sulu ve sert
Tıpkı aşk gibi…

Deniz kabuğu ve dergi kapağından kolye yaptım :)

Aralık 14th, 2009

Sıyırdım gene biraz sanırım gene. Neyse ama hoş bir şey oldu gibi gibi. Foto biraz kötü ama ne yapalım imkanlar bu kadar…

Böyle bir şey çıktı ortaya :) Bilmem beğenir misiniz?

Böyle bir şey çıktı ortaya 🙂 Bilmem beğenir misiniz bilmem?

Kolye bileklik vb. şeyleri yaparken kullandığım masam...

Kolye bileklik vb. şeyleri yaparken kullandığım masam...

Kazım Koyuncu – Ayrılık Şarkısı

Aralık 13th, 2009

Ardımda bırakıp gül çağrısını
Ayrılık anı bu sisli şarkıyı
Irmaklar gibi akıp uzun uzun
Terkediyorum bu kenti
Ahh, ölüler gibi

Şarkılar bir çığlığa sığınmaksa
Şimdi, sonsuz bir yangın gibi
Sevmesem öyle kolay çekip gitmek;
Yaralı bir kuş gibi

Kumral bir çocuğun yaz öyküsü bu
Şarkılarla geçtim aranızdan
Yalnızlar gibi susup uzun uzun
Düşlüyorum bu kenti
Ahh, bir aşk gibi

Şarkılar bir çığlığa sığınmaksa
Şimdi, sonsuz bir yangın gibi
Sevmesem öyle kolay çekip gitmek;
Yaralı bir kuş gibi

Düşlüyorum bu kenti
Son bir aşk gibi

Hayata başka bir açıdan bakmak…

Aralık 5th, 2009
Hayatın gerçek tadına varmak için bazen kalıpların dışına çıkıp farklı bir açıdan her zamankinden değişik bir yolla/yöntemle bir şeyler yapsak ya, güzel olmaz mı?

Hayatın gerçek tadına varmak için bazen kalıpların dışına çıkıp farklı bir açıdan her zamankinden değişik bir yolla/yöntemle bir şeyler baksak/yapsak ya, güzel olmaz mı?

Emin değilim ama denemeden karar vermek biraz zor olsa gerek; ne dersin Kamil abi? 😀 Peki bunu nasıl yaparız derseniz? Emin de değilim ama her zamankinin tersini yapsak… Sağdan değilde soldan gitsek… Gül değilde kaktüs hediye etsek :D… Yada bazen empati kursak… Sadece bir kaç garip öneri bunlar, siz neyi nasıl yapacağınızı daha iyi birlirsiniz…

Bayram&Bayram

Kasım 30th, 2009

Bayram geldi de geçti bile. Nasıldı derseniz? Eh işte derim bende. Çok fazla bir aksiyon yoktu açıkçası. İşte klasik bayram! Birinci gün işte Bayram Namazı ve namaz çıkışı bayramlaşma ile büyük bir yük üstümden gitti. Oturduğum yerde çoğu kişiyi görüp bayramlaşabildim. Sonra da kurban faslı geldi tabi ama öksürük falan var diye bende beni götürmediler kesim için. Dört kişi ortak olmuştu babamlar ve sanırım düğe/dana kesildi. Ben evde takıldım o sırada. Anlıyacağınız biraz rahat geçti sabah. Az biraz gelen giden oldu, bizimkilerde çıktılar ziyarete bende çıktım bir kaç saat o kadar.

İkinci günde ise yolumuz Derbente çıktı. Amcalar, halalar, kuzenler derken işte gördük geldik çoğu kimseyi. Akşam mangal partisi olacaktı ama ne yapayım kuzeni reddettim! Şu öksürük belası daha da artmasın diye. Malum köy soğuk her ne kadar dikkat etsende hasta adamı döner döner vurur bir şekilde. Neyse artık bir daha ki Bayrama yada başka güzel bir günde ama sağlık sıhhat olduğu zaman. Sözüm söz kuzen 🙂 rahat ol sen!

Üçüncü gün hep evdeydim. İşte yattım dinledim daha çok ama bu garip bir şey ya, şu öksürük canım. İlk defa böyle bir şeye rastladım. Bir türlü atamadım ya. Grip geçti gitti bu ondan önce de vardı hala var. Bakalım ne zaman keyfi gelecekte terk edecek beni. İşte film falan izledim, kartpostal yazdım, mektup yazdım, bir kaç bir şey okudum, düşündüm taşındım, yedim içtim e artık bitsin dimi gün yani o kadar iş yaptık 🙂

Bugün de işte geç kalktım zaten kahvaltıydı oydu buydu derken canım sıkıldı aldım öksürüğüde 60 Evler Sahiline yürüyüşe çıkardım ama satamadan aynen getirdim 🙂 Ha bir de şiir döşedim 🙂 bir ara söz yazcam…

Bir de fotoğraf çektim ama benim tel biraz dandik cinsten bu konuda ve ışıkta tam karşıdan geliyordu ancak bu kadar oldu :)

Bir de fotoğraf çektim ama benim tel biraz dandik cinsten bu konuda ve ışıkta tam karşıdan geliyordu ancak bu kadar oldu 🙂

Bir şekilde bayramlaştık bir çok kişiyle artık ulaşamadıklarım kusura bakmasın, ne o kadar kontorüm var ne de o kadar zamanım… Burdan tekrardan herkesin bayramını kutlayayım, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öpeyim 🙂 yeter sanırım…

Oyy oyyyy odaya bak! Valla bir kısmı gözüküyor geriside bundan geri kalır değildi neyse ki Bayram öncesi temizledim ama kimse de ziyarete gelmedi ya, oldu mu şimdi :(

Oyy oyyyy odaya bak! Valla bir kısmı gözüküyor geriside bundan geri kalır değildi neyse ki Bayram öncesi temizledim ama kimse de ziyarete gelmedi ya, oldu mu şimdi 🙁

Maviliklere doğru…

Kasım 26th, 2009

Uçsuz bucaksız maviliklerde
Bir martı edasıyla uçmak vardı
Huzura doğru ilerlemek
Sessizliğe kanat çırpmak
Özgürlüğü hissetmek
Umudun tadına bakmak
Mutluluğu hayal etmek…

Yorumsuz

Kasım 26th, 2009
Fazla söze gerek yok sanırım :)

Fazla söze gerek yok sanırım 🙂

Brenna Maccrimmon – Yağmur Yağar Taş Üstüne

Kasım 4th, 2009

Kanadalı folk müzik sanatçısı olan Brenna Maccrimmon güzel Türkçe’mizi bizlerden daha iyi kullanıyor desem yanlış olmaz sanırım. Sadece şarkıyı dinleyen birisi onun Türk olduğuna inanırdı heralde.

Yağmur yağar taş üstüne
İnce kalem kaş üstüne
Selam gelir baş üstüne

Vay dili dili kuş dili dili
Mevlam kulu sevdim seni
Vay dili dili kuş dili dili vay

Vay dili dili kuş dili dili
Mevlam kulu sevdim seni
Vay dili dili kuş dili dili vay

Yağmur yağar ordan burdan
Üstümüze ipek yorgan
Seveceksen işte burdan

Vay dili dili kuş dili dili
Mevlam kulu sevdim seni
Vay dili dili kuş dili dili vay

Vay dili dili kuş dili dili
Mevlam kulu sevdim seni
Vay dili dili kuş dili dili vay

Yağmur yağar ordan burdan
Üstümüze telli yorgan
Öpeceksen işte burdan

Vay dili dili kuş dili dili
Mevlam kulu sevdim seni
Vay dili dili kuş dili dili vay

Vay dili dili kuş dili dili
Mevlam kulu sevdim seni
Vay dili dili kuş dili dili vay

Yağmur yağar çamur olur
Baklavalar hamur olur
Güzel kızlar gelin olur

Vay dili dili kuş dili dili
Mevlam kulu sevdim seni
Vay dili dili kuş dili dili vay

Vay dili dili kuş dili dili
Mevlam kulu sevdim seni
Vay dili dili kuş dili dili vay…

Gece genç ve dipdiri

Kasım 2nd, 2009

Yapayalnızdım
Kaybolmuştum karanlığın ortasında
Ne bir ses, ne de bir nefes
Sadece ben ve gece
Issızlıklara doğru korkak adımlar
Her şey sanki bir hayal
Ama bir o kadar da gerçek
Gece genç ve dipdiri
Ağırlığını hissetmemek elde değil
Bir gölge gibi peşimde
Soğukluğu her hücremde
Her an biraz daha bitkin
Her an biraz daha umutsuz
Gece hala genç…

Saat aşkı üç geçe

Ekim 28th, 2009

Bugün az biraz ders çalışayım diye okulda kalmıştım dersten sonra fakat tamda istediğim kadar çalışmayı beceremedim ama olsun iyi bir başlangıç oldu. Arada dersten sıkılınca da karalayayım dedim bir şeyler fakat yine şöyle bir durum ortada olan biten bir şey yok sadece aranan bir şeyler var. İşte size son şiirimsim 🙂

Yıllardan kasım
Aylardan çarşamba
Günlerden aşktı
Aklımda tam bir karmaşa
Kalbimde fırtınalar
O anım nefessiz
Her şey sessiz
Aman tanrım!
Bu bir melek
İşte orada, geliyor
Beklediğim gibi
Tam da aşkı üç geçe
Hayalimdeki prenses
Evet işte orada, geliyor
Arz-ı endam ederek…

Aşk bu olsa gerek!

Ekim 26th, 2009
Aşk bu olsa gerek!

Aşk bu olsa gerek!

Başlıksız bir şiirimsi:)

Ekim 21st, 2009

Yalnızlığı kovalerken
Sensizliklerde yaşıyorum
Gün ışığıyla doğarken
Ay ışığıyla sessizce batıyorum
Kim olduğunu bilmezken
Her gece seni düşlüyorum
Seni beklerken
O an için ölüyorum…

Vay be ne sözler ama! Ben yazmadım bunu bendeki benlik yazdı… Valla 🙂

Bileklik yapmaya devam!

Ekim 18th, 2009

Evet aynen yazdığı gibi bileklik(El emeği göz nuru bileklik; hem de çevreci!:)) yapmaya devam ediyorum. Şimdi yeni bir model ve tarzla uğraşıyorum ve farklı bir şey ortaya çıkıyor. Malzemem yine dergi kağıdı fakat bu sefer biraz daha kolay ve yapıştırıcı yada başka herkangi bir yardımcı malzeme kullanmaya gerek kalmıyor.

İşte ilk yaptığım bilekliğin görüntüsü ve bunu Sinan'a verdim...

İşte ilk yaptığım bilekliğin görüntüsü ve bunu Sinan'a verdim...

Read the rest of this entry »

Plastik şişelerinden kitaplık yapmaya çalışan deli!:)

Ekim 18th, 2009

Yoksa sizde tanıyor musunuz bu vatandaşı? Tanımıyorsanız hiç kendinizi yormayın zaten; gereksizin tekidir 🙂 Neyse kendimi fazlaca yerin dibine geçirmeden asıl konumuza döneyim isterseniz…

Kitap okumayı seven birisi olarak(son iki yılda giderek artarak devam ediyor) kitaplarımı düzgünce yerleştirebileceğim bir kitaplığım yok maalesef. Öyle sağda solda emanet olarak duruyorlar şu an için. Hatta bazılarını da arkadaşlarıma ödünç verdim okumaları için ama asıl gerçek nedeni de bu değil tabikide. Belli bir süre kitaplardan kurtularak yer sıkıntısını en az indirmiş durumdayım 🙂 Sakın ha söylemeyin bunları kimseye yanarım.

İşte ilk posta şişeler...

İşte ilk posta şişeler...

Read the rest of this entry »

Küresel iklim değişikliği…

Ekim 15th, 2009

Küresel ısınmayı neredeyse hergün bir yerlerden duyuyoruz ama en önemlisi o artık bizim vazgeçilmez bir parçamız konumuna geldi. Basit olarak kötü bir şey olduğunu herkes öğrendi ama gerçekte bizi nerelere sürüklediğini biliyormuyuz? Acaba insanoğlu kendi eliyle yarattığı bu canavarın ne kadar ileri gidebileceğini biliyor mu? Hiç sanmıyorum!

Bizlere gerekli olan bilinçli olmayı öğrenmek. Ama bakıyorum ki hala umursamaz tavırlara devam ediyoruz.” Çevre mühendisi olmak yada ol(a)mamak?!” adlı yazımda bazı şeylere değinmiştim ve okursanız ne demek istediğimi az biraz anlayabilirsiniz. Yüksek eğitim değil ihtiyacımız olan; doğru olanı yapmamızı sağlayacak basit ve uygulanabilir pratik küçük şeyler sadece.

Biz bu doğanın birer parçasıyız fakat bize verilen nimet olan aklımızı dünyamızı tüketmek üzerine daha çok çalıştırdığımız için tükenmeye başladığımızı ya daha yeni yeni fark ediyoruz ki bunu sadece kendine değilde dışarda olup bitenlere değer verenler varıyorlar. Diğerleri mi? Onlar hayatlarını yaşadıklarını zannediyorlar ama duvara tosladıklarını daha bilmiyorlar.

Yazma becerimin çok ta iyi olmadığının farkındayım ama önemli bir amaç için biraz uzunca ve aklımı gecenin bu geç saatinde soğukta titrerken biraz daha fazla zorlayarak, güzel bir sonuca etkisi olacağını düşünmek beni klavyenin tuşlarına daha istekli ve sert basmam konusunda dürtüklüyor. Neyse toparlamam gerekirse Blog Action Day 2009 yani 2009 Blog Hareket Günü için bir şeyler karalıyorum… Seçilen konu ise Climate Change/İklim Değişikliği.

2009 Blog Hareket Günü

2009 Blog Hareket Günü

Küresel İklim Değişikliği ile ilgili yazılacak çok şey var ama nerden başlayıp nereden bitirmem gerektiğini tam olarak bilmiyorum ve açıkçası çokta bilgili olduğumda söylenemez sanırım.

Size kişisel olarak önerim sadece şu na için şu olur diyebileceğim ne var diye düşününce geçtiğimiz Mayıs ayında ortaya çıkarttığımız(ben ve sınıf arkadaşlarım) Çevre Bilinci Platformu‘nu yada sizin bildiğiniz daha değerli bir kaynaktan edindiğiniz bilgileri özümseyerek uygulamaya geçirin ve fark yaratmak için bir adım atmış olun.

Peki bu adamlar neden İklim değişikliği konusunu ele almışlar derseniz buyrun bi göz atın. Benden şimdilik bu kadar:)

Neden İklim Değişimi?

İklim değişimi hepimizi etkiliyor ve yaşadığımız çevreden daha fazlasını tehdit altında bırakıyor. Açlığa, sellere, savaşlara ve 150 milyon mülteciye sebep olma ihtimali var.

İklim değişimi konusunun aciliyeti ve önümüzdeki Ekim ayında Kopenhag’da gerçekleşecek uluslararası iklim müzakereleri göz önünde bulundurulduğunda, blog dünyasının iklim krizine tutarlı bir çözüm bulunmasında milyonlarca insanın desteğini toplamak gibi spesifik bir imkanı bulunuyor.

Şu an, gidişatın değişmesi için en iyi şansımız.

Paramparça aşklar köpekler

Ekim 15th, 2009

Evet bu seferlik bir değişiklik yaptım ve yazdığımdan değilde dışardan bir başlık(Paramparça aşklar köpekler) aldım son karalamam için:) Sevdiğim bir filmdi ve birden aklıma gelivermişti bu akşam ve bende kullanmak istedim. Sanırım telif hakkı falan istemezler:) Neyse size bol bol sıkılmalı okumalar…

Paramparça bir hayat
Bilinçsizlik…
Geçen zaman
Unutulmuş bir ses
Umutsuzluk…
Beni bekleyen
Sessiz bir haykırış
Uykusuzluk…
Geceyi besleyen
Uzak bir gelecek
Aydınlık…
Bana gülen

Çok mu kötü? Yapma şimdi! Kusura bakma Kamil Abi ama iyi olması için de bir çabamda olmayacak:)

Ve perde

Ekim 13th, 2009

Demek yazdıklarımı okumaktan sıkıldınız? Bu kadar çabuk mu yani… Fakat daha yeni başladım… Daha ısınıyorum açıkçası:) Neyse uzatmayayım fazla işte yeni bir karalama/şiirimsi size… Adı da “Ve perde“…

Ağlamayla başlayan bir karmaşa
Farkına varamadan geçen zaman
İlk kelimeler, ilk adımlar
Yaramazlıklar ve oyunlar
Eğlenceye tam gaz
Bilgi, bilgi, bilgi… yeter!
Aşırı yükleme ve gereksizlikler
Geleceği aramak
Bulduğunu sanmak
Elinden kayıp gitmesi
Bataklığın içindeki çırpınışlar
Düşler
Tutkular
Pişmanlıklar
Suçlar
Mücadeleler
Düşünceler
Hareket ve bereket
Onu bulamamak
Son bir gülümseme
Ve perde…